21 Mart 2012 Çarşamba

Dudakları Dikilmiş bir kadındı; Gururumuz



En büyük yanlışımızdı; dudak payı bırakmamak, hayatlarımızda. Kim bilir?




Belki de senin bırakmadığın pay benimdi. Neşe arkası gözyaşlarımızın siniri bozuktu biliyorum. İtimadım da sonsuzdur içmeden seviştiğim herkese. Velhasıl dudakları dikilmiş bir kadındı gururumuz. Bırak ikimizi, onun için bile zordu.


Parmaklarına oje sürmekten utanmazdı, karşımda. "Niye utanayım ki?" derdi, dudakları dikilmiş kadın. Çok güzeldi ama inan bir kez olsun bakmadım o gözle. Hatta kızardım. Gece boyu ıslık çalardı. Uyku tutmazdı içine girdiği gecelerin. Devrik cümlelere tapardı. Tek inandığı seni bir daha sevemeyecek olmamdı. Ama yanıldı, bir bir düşerken ıslıkları. Sonraları sarardı. Odamın bir köşesinde her akşam beni karşılardı, resminin tam önünde. Öpüşmek istediği dudakları bile morardı. Bir gün ölmek üzere olduğunu anlattı. Aklımda senin olduğunu bile bile dönmek istedi yokluğuna. Kafam almadı, sonra bir daha hiç uğramadı.

Ucundan ısırılmış gecelerde kaldı, kırılmış umutlarımın kırıntıları. Ve yine bir çok şiirde olduğu gibi yağmur yağdı. Ben sırılsıklam boğuluyordum senin eksi yönünde. Nefesim kesildi, öksürmeye başladım. Dizlerimi yere birden bırakmışım. Hala ağrıyor. Sonra birden yok oldum kaldırımlarda, nefes nefese. Seni tekrar buldum.
Hatırlar mısın?
Biraz sen içerken benden, ben gözlerinin dibini buldum. Fazlası zarar, "o son bakışından çok utandım" dediğin sırada sana çok bağlandım.

Geceye atfedilen tüm ritüellerden sıyrıl ve gel. Belki yeniden inanırız beraber.

Ali Özmen.

Yarım Nervium



Ben bu şarkıyı biliyorum
Meçhul bir otobüs
Nervium yarım
Hava ısınıyor
Ellerime yakışan Diyojen
Bir kalpazansa eğer
Arka mahalle diazem
Bir apartman yıkılıyor, çocukluğum
Üstünde intihar eden birkaç müteahhit
Alengirli bir hakikat odanın ortasında
“Kalbime basma lan”
Diyen bir dilim kaldı geriye
Onu da bana bırakmışsın,
Oysa ben hepsini yemiştim
“seniseviyorum” deyişlerinin
Siktir olup gidişinin şerefine örtünemiyorum
Bak bu güneşli günlerin habercisi
Benim gördüğüm bu düş biraz da ilaçların alerjisi
Kalbim kızarıyor olmalı göremiyorum
Annem olsa görürdü yanımda
Yanımda görürdü olsa annem, seni
Kafiyeler beynimde kanıyor teni
Nereye baksam
En geç kalmış sanki benim

Ali Özmen.

17 Mart 2012 Cumartesi

Bir nefes gibi geri çekildim.



Uzak bir şehir gibiydi ruhum, yokluğundan mıdır bilinmez, ona ulaşmaya çalışan ne kadar da çok insan vardı. Yalnızca o farklıydı. Bir gün bir fotoğraf yüksekliğinden bakıyordum geceye ve irkildim. Bir nefes gibi geri çekildim. Sanki gözleri vardı gidişinin. Baktığım her yerden bana bakıyordu. Gece, sıkılan bir kurşundu ruhuma ve ben bir adım bile kaçamıyordum. Öylece durdum. Aynada bir adam gördüm ve ben değildim. Benim aynamda bir başka bir adamın ne işi var?! Bağırdım; “yavşak” dedim. “Sen kimsin?” Çünkü çok korkmuştum. Bir daha baktım, bir daha ve bir daha baktım, kimse yoktu. Uyuyamadım. Ben uyuyamadığım kadar uzandım sana, şiirler kadar kısaldım. Sabah gibiydi seni hatırlamak, sana başlamak. Seni unutamamak ise biraz ölümdü. Biraz yaşamak. Ama öyle sandığın gibi değil, bir toplama kampının orta yerindeki bir çocuk, ne kadar güzel yaşayabiliyorsa. Kurumuş bir çiçeği sıktım avucumda, bıraktım ve rüzgâra karıştı. Utandım daha sonra, ben ne yapmıştım? Etrafımda bu kadar çok insan varken neden bu kadar yalnızdım? Duvardaki saate baktım. Sanki saniyeler yavaşlıyordu, sanki baktığım her an bir saniyelik zaman dilimi içerisinde o çubuğun ilerlemesiyle çıkan “tık” sesi bir öncekinden daha yavaştı. “Hazırlanın, ruhumun tahliyesine başlıyoruz.” Diye bağırdım. Bende gülmeye başladım böylece. Saate yeniden baktım, başka bir adam daha! “Olamaz, olamaz, olamaz!” Sanırım kafayı yiyorum ve sanırım kızaran yüzüme hatta yükselen ateşime bakılırsa bu hiç de çiğ çiğ olmayacak. Bir piyano sesi yankılandı odamda. Küfrettim. Çünkü hiç beklemiyordum bu sesi. Telefondan gelen bir mesaj sesiydi. İnsan beklemediği ses bir piyano sesi bile olsa küfredebiliyor bunun fazlalığı küçük bir etken. Saçmalamaya da başladığıma göre sanırım artık uyumalıydım.

Kısaca diyorum ki;

O kadının gözlerinden sonra her şey rengini kaybetti. Uykusuzluğum bile önemini kaybetmiş bir plasebo etkisi.

Ali Özmen.

15 Mart 2012 Perşembe

Esmer Noktalı Virgül


Küçük orospu, büyük orospudan daha değerlidir. Bunu benden başka kimse size söylemez. Ben, bir tükenmez kalemin içine sıkışmış, düşünebilen, konuşabilen ve hatta küfredebilen basit bir virüsten fazlası değilim. Sıvıyım, mürekkebim. Esmer bir kadının ellerindeyim. Aslında onun ruhuna akmak isterdim. Belki biraz da vücuduna, hatta yanaklarından, dudaklarına süzülmek isterdim. Bir sonraki noktayı, popüler kültüre küfredip, popüler kültürün dansözü olmak isteyen piç kurularına koyuyorum. Dans edin piç kuruları, çünkü değerlerinizle çok basitsiniz.

Kadının ellerinde ısınmaktan bildiğim daha iyi bir şey varsa onun ellerine akmak. Ahmak bir adam olduğumu biliyorum ama bazen kendini durdurmak imkânsızdır. Onun ellerine akıyorum, derisine işliyorum ve bazen kadın, parmağını isteyerek ya da istemeyerek kâğıda bastırıyor. Parmak izine kuruyabilirim. Keşke bedenim ona yazılmış, ucu yanık bir mektup olsaydı. Kimin yazdığı sikimde değil. Bana nasıl baktığı önemli. Bir sonraki virgülü, tüm mektup yazan insanlara bir tebessüm eşliğinde koyuyorum.

Benim mürekkebim ile saçma sapan, yeni bir din yazılabilirdi. Yeni bir şarkı, yeni bir şiir, yeni bir yasa hatta yeni bir roman bile yazılabilirdi. Eğer kalemi tutan ben olsaydım. Ama bu kadın beni sadece imzası için kullanıyor. Onu yine de çok seviyorum. Bazen aşk denilen bok bu kadar anlamsız olabiliyor. O beni sadece kendisi için kullanıyor ama ben onu seviyorum. Bir sonraki ünlemi, kendisine aşık olan bir adamı kullanan tüm kaltaklara koyuyorum, beni tutan hariç!

Duygusuz bir adam olsaydım diyorum bazen, duymasaydım bazı şeyleri hatta insanlara bu kadar tebessüm etmeseydim. Şu anda kalem benim ellerimde olsa başka bir hikâye yazardım. Bir de Allah’ı düşünün. Milyarlarca hikâyeyi usanmadan yazmış. Kimi kötü, kimi iğrenç derecede güzel, peki ya hiç yazmasaydı? Ben bir insan olsaydım hiç yazılmamayı, en kötü hikâyeye tercih ederdim. Ama yine de çok pişman sayılmam. Âşık olduğum bir kadının ellerinde, bir kalemin içindeki mürekkebim. Bana, “adına bakma, sen de tükeneceksin” diyenleri anlamıyorum. Bir sonraki noktalı virgülü bana tükeneceksin diyen orospu çocuklarına koyuyorum; ben tükenmez bir kalemim!

Bu bir başkaldırıdan çok daha fazlası, bir tepkinin temel harcı, bir şarkının başladığı andır. Nefesinizi tutup arkanıza yaslanın ve dünya denilen sahnede ne kadar porno yıldızı olabileceğini tahmin edin. İnanın tahmin ettiğinizden çok daha fazla… Bir sonraki boşluğu ruhuma bırakıyorum.


A-Bak yeni bir fotoğraf makinesi aldım.
B-İçinde bir resmimiz olmalı.
A-İçinde son bir resmimiz olmalı!
B-Şu saçma imalarından vazgeç, kafanın içindeki tümör geçecek, iyileşeceksin.
A-Ya iyileşecek kadar vaktim yoksa?
B-Yeter artık şu an konuşmak istemiyorum, sadece ikimizin içinde olduğu bir fotoğraf çekilmek istiyorum.
A-Hadi, bir fotoğraflık özlem çekiyoruz;
B-Seni hep seveceğim.
A-“Neden ölene kadar” demedin?
B-Anlamadım.
A-Hani klasiktir, “seni ölene kadar seveceğim” derler, sen neden öyle demedin?
B-Ben seni hep seveceğim ve çok uzun zaman ölmeyeceksin.
A- Ben çok kısa bir süre sonra öleceğim, buna hazır ol.
B-Ne zaman büyüyeceksin?
A-Öldüğüm zaman.
B-Öleceğinden artık gülerek bahsediyorsun.
A-Haklısın, intihar ederken biraz tebessüm bizi hep küçük kılar. Yaşlandığı belli olmasın diye yüzüne saçma sapan şeyleri süren bendim zaten!
B-Şu boynundakini biraz daha sık ve mümkünse bir aptal gibi gülmeyi de bırak.
A-Böyle iyi mi?
B- Aslında yanımda olduğun sürece, böyle iyi…
A-Bakayım, kalemin güzelmiş.

Ali Özmen. 


6 Mart 2012 Salı

İT DALAŞI




İçeri girdiğimde bileklerini ovuyordu, beni görünce birden kendini toparladı. Duvarda duran eski bir çerçevenin kenarına sıkıştırılmış, siyah-beyaz resme gözüm takıldı. Üzerinde birkaç damla kurumuş kan lekesi bana iki şey hatırlattı. Biri çocukken yediğim dayakları diğeri ise öldürdüğüm köpeğin kafasından akan kanı. Ancak beni tedirgin eden evin içindeki kimyasal ve gübre kokusuydu. Bana baktı konuşmadan önce bir yudum su içti.
A-Geç kaldın.
B-Beni neden çağırdın tekerlekli sandalyen mi bozuldu? Ahahaha. Hayırdır köpeğinin son sözlerini mi anlatayım sana? Hav hav hav.
A-Biraz konuşmak istiyorum adam gibi dinleyecek misin?
B-Tamam tamam, uzatma birazdan devriyem var.
A-Çocukken her akşam aynı rüyayı görürdüm. Işıklarda bekleyen onlarca kişiyle beraber yolun karşısına geçmek için beklerdim. Bir gün rüyamın içinde bir değişiklik yapıp herkesin beklediği sırada koşarak karşıya geçmek istedim. Kolum kırıldı ve omurgalarımda hasar vardı. İki ay hastanede yattım. Bu yüzden belimden aşağısı tutmuyor.
B-Rüyada olan bir şeyden bahsetmiyor muydun?
A-Tanrı bana çocukken bir oyun oynadı. En kötüsü de bir daha hiç rüya görmedim.
B- Nasıl yani, anlamadım?
A-Okuldan eve dönerken her akşam gördüğüm rüyada ezberlediğim her şey oluyordu. Herkes gibi ışıklarda beklemeye başlamıştım. O yaşlı adamın şapkası bile aynıydı. İlk defa bana gülümsediğinde bende bu rüyayı değiştirmeye karar vermiştim. Rüya değilmiş.
B-Sakat olduğunu biliyordum ama sen aynı zamanda salakmışsın.
A-Biliyor musun komiser boş zamanlarımı değerlendirmeyi çok seviyorum ben. Mesela kapının arkasına, çekmecelere ve oturduğun sandalyenin altına bak.
B-Bunlar ne amına koyduğumun gerizekalısı?
A-Bombayı bile bilmeyen bir komiserin bu ülkeye ne gibi bir faydası olur?
B-Bak seninle şu mahkeme yüzünden aramız biraz açık olabilir ama şu bomba olayı nedir hemen anlat düzgünce sana yardım ederim.
A-Önce sen sor bakalım ne kadar yaratıcısın.
B-Bomba yapmayı nereden öğrendin?
A-Abim bomba uzmanıydı ve bana bildiği tek şeyi öğretti.
B-Geçen gün tadilatta olan okulu sen mi patlattın?
A-Kısmen evet.
B-Peki neden boş okulu patlattın ve bu durumda bunu nasıl yaptın?
A-Okulu patlatmak isteseydim şu anda ayakta olmazdı, ben tek bir sınıfı patlattım.
B-Neden?
A-Çocukken benim sakat olduğuma inanmayan ve benimle dalga geçen piç kuruları yüzünden her sabah o sınıfta ağlardım.
B-Bunu engelleyecek bir öğretmenin yok muydu?
A-Benim bir deli olduğumu düşünüyordu.
B-Pek haksız sayılmazmış. Bombayı sınıfa nasıl götürdün?
A-Mahalledeki bir çocuğa oraya bırakması için verdim. Okul zaten tadilattaydı ve işçilerin mesaisi bitmişti. Çocuğa, çantayı oraya bırakması ve inşaatta birileri varsa dışarı çıkarıp yanıma gelmesi karşılığında istediği kadar bilgisayar oyunu alacağımı söyledim.
B-Aldın mı?
A-İstersen kendisine sor şu anda yeni bir çantayla beraber sizin eve gidiyor.
B-Neden inanayım?
A-Çünkü bacakların hala tutuyor ve evde erkek kardeşin ile sevgilisi yiyişiyor. En önemlisi de ne biliyor musun? O kurşunu köpeğime değil, kendi kafana sıkmalıydın.
B-Bir köpekten bahsediyorsun sakat herif, köpeğe karşılık insan canı mı?
A-Seni pencereden izliyordum, bahçeye girdin köpeği sevmeye başladın ve onu kapının önüne kadar getirdin. Sonra kafasına ateş ettin. Bana tek bir neden söyle?
B-Çok havlıyordu geceleri uyuyamıyordum.
A-Peki neden mahkemede, “bana havlamaya başladı, üzerime saldıracakken panikledim ve ateş ettim” dedin?
B-Sana istediğin kadar köpek alırım.
A-O benim ilk ve son köpeğimdi, babamın ölmeden önce bana emanet ettiği tek canlı varlıktı. Senin babanın da geçen yıl ölmeden önce sana emanet ettiği tek canlı varlık erkek kardeşin değil mi?
B-Yapamazsın, üst katta bebeği olan bir aile var.
A-Dün bayram için memleketlerine gittiler.
B-Kaldır ellerini yoksa beynini paramparça ederim. Hiç acımam sıkarım.
A-Şu elimdekiler ne biliyor musun? Biri senin evi patlatacak bomba diğeri de şu anda bulunduğumuz oda da en az beş metre derinliğinde çukur açacak olan bomba. Çocuk çantayı sizin kapının önüne koyup çoktan uzaklaşmıştır ve emin ol o çantada kardeşini öldürecek kadar bomba var. Şimdi karar ver. Kafama mı sıkacaksın? Eğer iyi nişancıysan sağ elime sıkıp kardeşini mi kurtaracaksın? Yoksa sol elime sıkıp kendini mi kurtaracaksın?
B-Tamam, tamam sakin ol kan akmadan bu işi bitiremeyecek miyiz?
A-Tek yolu var.
...


(Devamı var)

Ali Özmen./Senaryo çalışmaları

FLU


Ben bir özrü reddettim
Dudaklarında bu şehrin
Ne çok arka kapısı vardı
İliğime işleyen bu hasretin

Yanağıma kıvılcımlar,
Sol yanıma bir örs
Sen gece gibiydin
Gözlerimi yarına örtmede

Güneş ki gammazdır
Yakar gözlerimi
Nerede seni görecek olsam
Orada bir bulut bilhassa unutulur

Yağar klişe, unutulan bir harfin
Tekrar eden bakışmalarına denk düşen
Utanma halleri
Kaskatı bir kefen

Gökyüzü ağlıyor, toprağıma
Basıyorum utanmadan
Ben senin toprağın olacağım belki de
“Ama sen ağlama, dur”

Bir gün gözlerin hariç her şey elbet unutulur
Ayna kırılır, yüzüme
Ben ağlarım
Gökyüzü kızarır belki de
...

Ali Özmen.

Sankidepresan




Nefes alabileceğim boşluklar arıyorum

Ölmüş olmanın psikolojisinden ve sanki depresan

Kapı çalınıyor ve bir uçurum oluyor adımlarım

Canıma değiyor yokluğun


Ali Özmen.

29 Kasım 2011 Salı

Hazırlan, kalbim sökmeden, yola çıkacağız!


Tahrip gücü yüksek bir çift göz
Islanırken, üzerine basılmış bir çiçek
Mayın oluveriyor üzerinde yastığın
Manzaralarda üşüyen kırık bir nota
Tahrir’de de bağırdılar ya sevgilim
İşte öyle, çıkamıyorum bedenimden
Sen gelmeden, tanklar bile gelse
Bölünürken esaret bin sofraya
Sen gelmeden istemiyorum
Azad edilmek bu bileklerden
İşte öyle
Taşlara hemen sarılma hem
Belki beklediğin şeylerdedir suskunluk
Çok bağırma
Karşında kilitlenen bu adamın
Anahtarı sensin, hayret
Tecrübesiydi taşların yüzmek
Üç kere sektirdim babamı
Hem çok ta severdim taşra ağzını
Şimdi bağımsız oluşuma
Gayret ediyorum
Biliyorsun saçların
Gecenin en karanlık anı
Kör oldum
Annemin diktiği yerlerden
Kalbim sökmek üzere;
Hazırlan, kalbim sökmeden yola çıkacağız!


Ali Özmen.

1 Kasım 2011 Salı

Konu Bütünsüzlüğü...




Beynimi şişiren radyoaktif dalgalardan sıkıldım.Ruhuma basınç yapan boş kahkahaların alayına küfrü basıyorum. Ben bugün ciğerlerime hain bir tuzak kurdum. Dumanla haberleşebilirdim aslında ama kapıyı çarptım da çıktım kabilemden.Kabile demişken Dunsburo kabilesinden değilim.Olmak ister miydim bilmiyorum. Kapının kolunun bir tarafı sıcak diğer tarafı soğuktu. Sıcak, soguktan daha derine işlerken ellerim soğuyordu sensizlikte. Ben böyle durumlara yaklaştığımda susmak zorundaydım. Birazdan ruhumun mesaj hakkı bitiyor bu yüzden asılıyorum kaleme;

Olabildiğince hızlı yürüyorum. Koşuyorum aslında. Neden bana her dik bakana daha dik bakmak zorunda hissediyorum kendimi bilmiyorum. Ama üç adet yapılı, gözlerindeki ışığa tecavüz edilmiş adamın üstüme çullanması an meselesi. Bendeki deli cesareti. Bilmiyorum bir gün aklım başıma gelir mi? Gelse de ben başından kaybeder miyim girmediğim savaşları?


Konu bütünlüğü olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Hayat konu bütünlüğünden ibaret. Doğduysan ölmeye mahkumsun. Seni yazmaya başlarlar ve nokta koyarlar. O yüzden konu bütünlüğünden uzak durmaya çalışıyorum şu anda. Yanıbaşımdaki çayı henüz dört dakika önce aldım. Soğudu şerefsiz. Ulan hava soğuk ben aklıma takılan kelime öbeklerini satırlara dökmeye çalışıyorum. Bundan ne bir çıkarım var ne de piyasa yapmaya çalışıyorum. Bu bir bağımlılık. Keyif verici herhangi bir madde gibi...

Denize şarkı söylemeyi özlemişim. Yanımda üç adam var. Adamdan saymadığım bir de köpek. Şişman köpek. İnanılmaz tatlı ama saldırırsa canını yakarım. Çünkü her an tetikte olmayı bana sen öğrettin. Hiç beklemediğim anda 'sırtından' vurdun gidişinle. Denize bağıra bağıra beraber şarkı söylediğim her adam benim için değerlidir. Ellerimizdeki sigara geceden daha sıcak bu kesin. Deniz aynı ses tonuyla karşılık veriyor. Detone ve hiçbir ses eğitimi almamış. Ama bu sesi seviyorum.


Düşündüm de 'seni seviyorum' kelimesini çok fazla tükettim boş ellerde. Ulan bazen çok yavşak bir herif olabiliyorum. Ama hatalarımdan ders çıkarmayı da biliyorum en klişesinden. Bu yüzden beni sevdiklerini söylüyor bazıları... Sevdiklerim de var muhakkak...


Burası ilk durak. Altı dakika yirmi beş saniye, bunu söylerken yirmi yedi saniye oldu. İlk duraktan, son durağa gideceğimi şuradaki kızıl saçlı kız bilse eminim bana acırdı. Yolun üçte ikisini balık istifi bir halde gideceğimden şüphem yok. Yedi dakika oldu ve otobüs şöförünün, benden elli metre uzaktaki kulübede keyifle çay içtiğini görmek beni delirtiyor. Neymiş efendim? Zamanı gelmemişmiş. Ulan hava soğuk, arkamdaki çift yiyişip duruyor. Sinir katsayım yükseldikçe biriyle göz göze gelmekten kaçınıyorum. Demiştim ya bazen abartacak şekilde bakıyorum diye. Sekiz dakikaya yaklaştı ve ben ortalama bir insanım. Ortalama insan yaklaşık altmış yıl yaşar. Bunu dakikaya vurmak basit bir matematiktir. Ama ortalama bir insanın sekiz dakikası kıymetlidir. Hayatımız boyunca otobüs duraklarında geçirdiğimiz sürenin toplamı sanırsam bir kaç yabancı dili, ileri derecede konuşmanı sağlamaya yetecektir. Belki de fazlası. Araba ayrı mesele. Dünyanın en pahalı petrolü bizim memlekette anasını satayım. En zenginleri de biziz ulan. Avunuyoruz işte. Neyse şükür ki şu koca göbekli, suratında damıtılmış bir ifade olan şöför, otobüse doğru ilerliyor. Ben yüzüne bakmaktan hala kaçınıyorum...


Karşımdaki kız fazlasıyla güzel. Bu arada ben oturdum koltuğa. Yanımda, işten geldiği belli olan, yorgunluğu yüzüne ve gözlerine yansımış bir adam oturuyor. Çaprazımda beni kesen orta yaşlarda bir bayan. Onun yanında inanılmaz itici bir insan evladı. Ulan sadece ben değil o kadının bakışlarında da bu var. Kız güzel ama benim bugün kafam güzel değil. Kız onu göz kıskacına almamı bekliyor ama daha çok bekler. Çünkü bugün düşünüyorum. Ve düşünebilen bir insan, düşündüğü sürece tam anlamıyla mutlu olamaz. Mesela arkadaşlarınızla beraber mutlusunuzdur. Bunun nedeni geri kalan şeyleri unutmanızdır. Kız bana dik dik bakıyor. Eminim çok beğendiğinden falan değil. Beklediği gibi olmadığı için. Ulan dik bakana daha dik bakardım ama buna bakmayacağım. Bir ara ortamı unutup otobüsün içinden akıp giden şehri izlemeye koyuldum. Gözlerimin hüzünlü baktığına eminim o anda. Kız hala bana bakıyor. Durakta otobüse binen adam kızın çaprazına geçip kızı gözleriyle yemeye koyuluyor. Ulan bende saçma bir sahiplenme duygusu oldu bir anda. Bu saçma bir şey, unutalım gitsin. Bir durak sonra inmem lazım ama kız hala bana bakıyor. Gülümsemeyi hatta yanına oturmayı bile aklımdan geçirdim.Bu gibi durumlarda nasıl hareket edileceğini iyi bilirim. Ama keyfim yok. Hiç hayat oyunlarıyla uğraşamam. Beni duyan da öbür taraf için falan hareket ettiğimi düşünür. Gülerim. Dinsiz, imansız bir adam sayılmam ama az önceki cümleye harbiden gülerim.Ayağa kalktım. Kapıya doğru yürüyorum , kıza da yaklaşıyorum aynı zamanda. Ulan kız hala bana bakıyor be. Başlarım böyle işe kız dediğin biraz çekingen olur.Gözlerini kaçırır. Hiç olmadı en azından öküz gibi yüzüme bakmaz. Atarlı bir bakış olsa yüreğim yanmıcak. Otobüsten inerim ben şimdi. İndim.


Sayısız insan, sayısız yankılar uyandırdı. Derin uykular bölündü ve anlatıldı o anılar. Bende şu anda derin uykumun yarısını kelimelerime şehit veriyorum. Ölmediğine eminim uykumun. Ama sadece uykusuzluk şehit sayılmaz. Şimdi bana bu terimlerle alay ettiğimi falan söylerler, kahkaha atarım. Hava buralarda hiç olmadığı kadar soğuk. Sıcak yatağım beni cezbetmiyor. Cam kenarı yalnızlıklar yaşıyorum. Birinci dereceden soğuklar oluşmaya başladı bile. Saat 3.21 ve açım. Bu satırları siz okuyasınız da büyüyesiniz diye değil, beğenesiniz diye değil, umutlu olduğum için yazıyorum. Hala sesimi duyabilen birileri varsa lütfen en yakın kütüphaneye gitsin. Ya da en yakın kitabı eline alıp okumaya başlasın. Yahu bu işleri aştığım için falan değil. Ben daha yolun başında bir kalemim. Hani bir maraton koşucusunun ilk yaşlarındaki emekleme sahneleri. İşte ben o'yum. Ya da söylediğim herşeyi unutun.Son zamanlarda fazla ukala oldum. Kimse söylemiyor. Söyleyeceklerini düşünmüyorum zaten ama bence durum bu. Tam bir konu bütünsüzlüğü işte bunu seviyorum.


-Benim burda ne işim var?


-Yatıyorum.



Ali Özmen.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Sus biraz, gece uyuyor !






Eksildiğin yerden başa sardım hayallerimi. Sen geceye düş'tün. Bulutların üstünde biraz vardın. Mavi geceye günaydın. Birazdan ağlamaya başlarsın, seni tanıyorum. En az yıldızlar kadar. Ay nabzına bakar ve korkar. O çok sevdiğin bulutların arkasında mahcup bir çocuk olur yön tayinim. Bilirsin, pusula kullanmam sensiz gecelerde. Benimleysen de ihtiyacım yoktur. Eninde sonunda bulurum ben, ölümü. Yeter artık ağlama, ölümden de bu kadar korkma. Kırık baharları hatırla, üzerine bastığın tüm çiçekleri ve hatta karıncaların ayak seslerini hatırla mümkünse. Hani beraber duyabilmiştik onları. Sen yokken Tanrı, elindeki kıyameti ucundan yakıyor olmalı. Tam tutuşacakken benliğim, üfleyip söndürüyor. Sanırım pastel renklerimin kaybolmasından da sen sorumlusun. Gözyaşların yüzünü hüzne boyuyor. Söylesene;

Hangi sulu boya markasının reklam yüzüsün?



A- Onu ağlatmayı çok mu seviyorsun?

B- Onu sevdiğimden biraz daha az.

A- O zaman sus biraz, gece uyuyor ! Sen de ona uysan iyi edersin.

B- Neden?

A- Bu saatte buralarda kimseyi bulamazsın. Buna sen de dahilsin.

B- (Silahı karşısındakinin başına dayayarak.) Sen susmaya ne dersin?

A- Tek şahidimiz gece, rus ruletine ne dersin?

B- Uyanmasın?

A- Kim?

B- Gece.

A- Sence gece uyuyabilir mi?

B- Bana öyle söyledin, yalan mıydı?

A- Yeter artık, sen kimsin?

B- Geceme hoşgeldin. (Bir el revolver ve barut kokusu. Tıpkı bir anne sesi ve ardındaki günaydın gibi)




Ali Özmen.

Hakkında ve İletişim

   Ali Özmen, 1993 yılında İzmir'de doğmuştur. Henüz çocuk denilebilecek yaşta çeşitli sosyal medya edebiyat oluşumlarında kabul görmüş, belli etkinliklerde bulunmuş, bazı fanzinlerde şiirleri yayımlanmıştır. 2008 yılından beri karalamaya devam etmektedir.

   Mahlası Mevali'dir. Anlamı; "Arap olmayan Müslüman", "Emevi'lerin gözünde, sonradan Müslüman olmuş milletlere ve ya azat olmuş kölelere hakir görülerek verilen sınıfvari sıfat." olarak değerlendirilebilir. Dönemin çirkin ve hadsiz Mevali politikasına tepki olarak bu mahlası seçmiştir. Bu mahlası seçmesinde değer verdiği Batuhan Dedde'nin etkisi vardır.

   2011 yılının başından beri aktif olan bu blog ve facebook sayfasıyla, kitaplarına ayırdığı hariç yazı ve şiirlerini sizlerle paylaşmaktadır. "Usulca" adlı şiir kitabını tamamlamış henüz yayımlamamıştır. "Konu Bütünsüzlüğü" adlı deneme kitabını tamamlamış ve yayımlamak için uygun koşulları beklemektedir. "Soyka" adlı roman çalışması sürmektedir.

   Şu aralar daha çok üniversite öğrenciliğinin son demleriyle meşguldür. Google'da "Ali Özmen" yazarak arattığınızda çıkan İsmail YK'ya benzeyen beyefendiyle, isim benzerliği haricinde uzaktan yakından alakası yoktur.


Gün içerisinde cevap almak için;

Gmail adresi; ozmnali@gmail.com

_________________________________________________________________________________

 Aşağıdaki Sayfalardan ve kişisel twitter adresimden bana ulaşabilirsiniz.

Marla, Uyan...




“A-Marla…

A-Marla uyan.

A-Marla çocuklar, çocuklar gerçekten artık ağlamıyorlar. Bak elimdeki yara da geçmiş. En kötüsü de sigaram bitmiş. Hadi uyan kahvaltı hazırladım. Sonra da dışarı çıkarız.

A-Marla, uyanacak mısın artık?

A-Marla




A-Marla, sen iyi misin?

A-Marla !”
---

“-Nabız düşük, biraz daha hızlı sür.

-Nefes almıyor, nefes almıyor.

-Nabız yok.

-Kadın ex.”

---

B-Uyandın mı hayatım? Çok terlemişsin. Hadi duş al ve dışarı çıkalım. Kahvaltıyı da her zamanki yerde yaparız.

A-Sen de kimsin?

B--Abarttığının farkındasın değil mi?

B--Merhaba ben Marla.

A-Rüya.

B--Rüya da kim?

A-Bildiğin rüya bir kadın değil, evet sen Marla’sın.

B--Kim olacaktım ki?

A-Günaydın, seninle konuşmam gerekli hem de hemen.

“A-Beynime geri dönmelisin Marla. Sen hayatımda tanıdığım en alçak kadınsın, lütfen geri dön. Hiçbir şey düşünemiyorum sen yokken. Ve sanırım biraz daha düşünemezsem…

Ne diyordum ben?

Düşünemiyorum.

Düşünemiyo…

Düş’ün…

Düş.”

A-Bana su getirir misin Marla?

B-Seni hiç böyle görmedim iyi misin?

A-Su getirecek misin?

B-Bekle.

A-Ben birini seviyorum ve bu sen değilsin ama kafamın içine geri dönmelisin.

B-Neden?


A-Bilmiyorum sen yokken yazdığım şiirler hep altın vuruştan öldüler. Sen varken damarlarım delik deşikti ama hiçbir zaman katliam hissetmemiştim kanımda.

A-Geri dönecek misin?

B-Siktir git seni geri zekalı. Ben neyim orospu mu?

A-Keşke öyle olsaydın.


A-Bir daha yüzüme tükürürsen senin saçlarını bir kemoterapi seansında beynimde yok edeceğim.

B-Acımasız bir piçsin.

A-Saçların hala güzeller. Gözlerin de.

B-Herkese böyle iltifat eder misin?

A-Beni tanımıyormuş gibi yapman beni öldürmenden daha kötü hissettiriyor bana.

B-Şimdi hangimiz uyuyoruz?

--Hadi uyanalım-


A-Yüzüme üflediğin duman yanağımı okşuyor Marla. Şakaklarıma masaj yapar gibi şimdi karanlık. Yapar mı yapar derlerdi de inanmazdım. İnsan bu, canından da sıkılıyor. Terk edilmiş bir lunaparkın dönme dolaplarını izliyorum. Bu saçma anda beni bir karga izliyor. Birazdan olacaklardan ben sorumlu değilim.

B-Ne yapacaksın?

A-Nefes alamıyorum, aldıklarım yetmiyor hep bir daha istiyorlar.

B-Nefesini dudaklarımda tuttuğun zamanları hatırla.

A-Sana bir başkasını seviyorum diyorum.

B-Geri dönmek isteyen ben miyim?


“A-Odamdaki ışıkları hala kapatmadım, Marla. Sigaram henüz benim için yanmıyor. Benim sigaram başka kimin için yanabilir ki?

Bilmiyorum.

Ama sanki yanmıyor. Yansa duman çıkardı çekmecemden. Ya da dur, ya için için yanıyorsa?

Bilmiyorum.

Kafayı yemek üzereyim ve ses sistemim eskisi kadar iyi çalışmıyor. Bildiğim tek bir şey var; biraz daha içersem bir şekilde yan yana gelebilme ihtimalimiz artacak. Güvenilmekten sıkıldım, en az güvenmekten sıkıldığım kadar. Benim şu noktada aklıma gelen tek soru var;


Ya cennetten de sıkılırsak?”

B-Beni orada bekliyor olman aptallık.

A-Bizi Tanrı bekliyor.

B-Cennette mi?

A-Cehennem de iki kişilik yer ayırtmak isterdim ikimize ama aklımda başka biri var.

B-Beni öldüren sendin. Artık geri dönmem, kiminle nereye gidiyorsan git. Hem beni niye çağırıyorsun o zaman?

“A-İçim sıkılıyor ve gözlerimden akan sıvılar cennet kadar bana dar. Şehrin en havadar meydanlarında kopup gelmiş insanlar varRenkler biraz daha karışıyor. Sigara gerçek. Aslında tek gerçek hala nefes alıyor olmam. Buna eşlik eden ne varsa beni biraz daha anımsatıyor Tanrı’ya.”


B-Ben?

A-Sen çocukluğumu harcayan bir orospusun.

B-Ya o?

A-Onu ağzına alma, başka şeyler de almak zorunda kalırsın.

B-Sen bir pisliksin.

A-İyi biri olduğumu ne zaman söyledim?

B-Hadi yat uyu geri dönüyorum.

A-Marla sen gerçekten,

Gerçekten…

Neyse

Çok sevindim.

B-Kapa çeneni yat uyu artık.

A-Aslında ben ölüyorum.

B- Anlamadım.

A-Ben ölüyorum.

B-Hepimiz ölüyoruz.

A- İyi geceler.



Ali Özmen.

Mor bir kahkaha gördüm.






Özgürlüğümü kalp atışlarına emanet ederek, gözlerinden bir nefes daha aldım. Ruhun, üzüm ve anasondan üretilmişti, emindim. Bana “nefesim” derdin, kesilirdim O’nun işaretlediği yerlerden. Dünyanın eğimi bükülürdü, bükülürdü ve gece gündüzüm olurdu. Gündüzüm selamdan uzak. Kime baksam yasaktı, aslında en çok bana uzaktı. Şimdi, tenimden sıyrılan birkaç izin var. İzin verseydin eğer izinde cennete binaen bir sonsuzluk yaratmak üzere önce bir şiir yazmak isterdim. Sonra sen dinlerdin, beni öperdin ve cennetin temeli atılmış olurdu. Mor bir kahkaha atılırdı cennetten, yanımıza alırdık onu.

Geceye düşen bir peygamber, korkudan üşüyen iblisi ısıttı. İblis, korktu. Yeminler ediyordu, sustum. Ben seni başka sevmiştim, her şey uzaktı. Mor bir kahkaha gördüm, nabzım tekrar attı.

-Seninle beraber ölebilir miyim?

+Yaşamak dururken mi?

-Yaşamak dursun zaten, ben sonucu istiyorum. Her şeyin son ucu sen ol istiyorum.

+Bu şarkıyı biliyor musun?

-Bilmiyorum.

+Ben yarın gidiyorum. Bana söylemek istediğin bir şey var mı?

-Seninle dans etmek istiyorum ama nasıl edileceğini bilmiyorum.

+Bende, sanırım önce bana sarılmalısın.

-Gökyüzüne bak sanırım yağmur yağacak.

+Bulutlar mosmor

-Mor bir kahkaha gördüm

+Tanrı olmalı…

-Beni tekrar öpsene


Ali Özmen.