1 Mart 2014 Cumartesi

Ellerimde Bilmece;Çarşaf


Karanlık odanın dibindeki gri sis
Kendi çabasıyla sönen bir sigaranın
Kim bilir, içindeki tütünün belki topraktır umudu
Çevrilen bir numara, bir otobüs, bir düşüş
Senden haber alamayışımdaki tensiz trip
Bukowski'nin bir kadının güzel ellerinde hissettiği
Çocukluğu,
Aynı masala şehrim yetmiyor, devrim uzak
Eğrilen kokun; soğuk duvar sırtımı okşayan
Ruhumdan aşağı inen bir patika
Esrar, şekeri düşüren bir bilmeceden
Daha fazla
Haddini aşan bir sümbül sesi
Bir pencere bayramında!

Ali Özmen.

Dönüt














Soğrulan, sordurulan bir saksı bitkisiyle konuştum
Yeni bir iklimden bahsetti heyecanla
Şehre karıştım, susmuştun
Üşümenin verdiği o soba özlemlerinden
Üzerimize yakıştırılan kıyafetlerden
Adımıza verilen kararlardan
"Daha ılık bir kış günüydü" desem
Mor sümbülle, mor kahkahayı karıştıracaksın
Dilimde ise o kekremsi bir saadet olacak, adın
Daha bir peltek gelecek hayat o çocuğun konuşmasından
Anlatsam ağlayacağın, ağlasan daha fazla anlatamayacağım
Aslında hiç bir zaman tam anlatamayacağım
Küçük bir defter sancısının
Farsça'dan tek eksiği, Farsça yazılmamış olmasıydı...

Ali Özmen.

8 Ocak 2014 Çarşamba

Cemalettin Seber'e




















Yaşamaktan başka şiir yazmayan adamlar,
Şair yorduğun gül renginde arabesk bir masal; ciğerlerim
Ayna kırık ve mor tadında trafik akıyor hasretinden
Bilirsin karmaşıktır aklım ve karşında iki lafı bir edemem bazı

Bizatihi son günüymüş gibi şiirin kıskıvrak bir kısrak, kalp atışlarımda
Nerede bir şair olsa ölüm, nerede biri seni anımsatsa
Ve şerh vaktine sağır ilerliyorsa hala
Bir gece yarısı kadar yalnızdır sigaram

Cemal adında sonsuz bir çocuk var diyelim aklımda
Cemalettin'in son nefesi kaç milyon şiir ediyorsa,

-Ki biz de büyük bir ihtimalle ölmüştük senin masum tebessümlerinde...

Ali Özmen.

(Acizane, Cemalettin Seber'e)