25 Nisan 2017 Salı

29,92



Suretinde bir günbatımı, akşam serinliği dudakların
Boynunda soluk izler, kıyıya vuran tebessümün
Merhaba, atmosfer basıncım;
Yokluğunun ağırlığını hiç unutmadım
Yeterince soğuk ve savaşı gözümüzden ayırmayan küf
Yağmur yağsa tüm kelimelerle haklı çıkacaktım
Yerçekimi artık anlamsız.

Ki şirk, bir sirkte ipten kurtulmuş düşüyor dudaklarından
İşte şimdi Kudüs yine bombalanır
Gölgen belirirken sahnede, aşk ve düş
Bedenim “rigor mortis, rigor mortis” diye bağırır
Bir iz de olsa kalacak, denizde unutulanların ardından
Çünkü balıklara yem olmak için doğmaz insanlar

Oturup konuşamadığımız ne zaman ne kısa bir an
Yatağımı toplamaktan ve yeniden aynı güne uyanmaktan
Sıkıldığımı anlatıp perdeleri kapatmaktan
Sahte can yeleklerini duyunca utandım
Çok uzun sürdü denizle konuşman

Bir dağ vardı,
Ne zaman ciddi bir şey anlatsam aklıma takılır
Ne zaman savaşlar ve ölümlerden konuşsam
Ne zaman tüm çözümleri anlatsam eksik kalır
Ne zaman içten içe ağlasam
Ve dağ.

“Hepsi iç içe geçmiş biraz;
Ölüm ve şiir
Aşk ve şiir,
Savaş ve şiir,
Ayrılık ve şiir,
Umut ve şiir
Küfür ve şiir
Allah ve şiir;
Şiir burada bitiyordu.”

-Ve dağ yerinde düşmüşlüğüne ikna oldu
ardında hiç bir imla hatası bırakmadan...




Ali Özmen.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Pencere Önü Çiçeği


Uzun geceler boyunda ve uzun gündüzlerin eninde
bir boğaz ağrısı
Yutkunamadığım gölgeler ağırlığında
Bir varmış, bir yokmuş
Aynada suretim
Çünkü ayna ben
Ben çünkü, kırılsın diye baktıkları
Hiç korkmadan dimdik durdum yerimde
Söyleyecek sözlerim oldu, sustum
Ağlayacak günlerim oldu, tuttum
Tebessümü sağlayacak her yeri tanıdım ve uzak durdum
Hepsi içimden!
Kederimden bilendim bıçak oldum
Bir çiçek gördüm yeniden kırıldım.
Çünkü bir çiçeğe verilen cansuyu ile demire çelik olsun diye verdikleri su aynı fıtratta olamaz
Çünkü Mezopotamya bunu bilenlerin toprakları oldu her zaman
Çünkü gece ve gündüz birbirini kovalarken
Uzun geceler boyunda ve uzun gündüzlerin eninde
Bir çiçek açtı penceremde
Baktım gördüm ki; toprak ben çiçek sen.


Ali Özmen.

Aklımdaki Buğu Ekspresi



Kuşku doğuyor, tedirgin bir masa kuruluyor
Ah ki bu saatte bile herkes yorgunlukla uyuyor
Muhtemelen;
Bir köpek bir parka giriyor
Bir park bir şehre
Bir şehir başka bir şehir oluveriyor
Garlar telaşı hissedemeden masa kuşkuyu davet ediyor tüm sandalyelere, 
tedirginlik diz boyu
Masanın örtüsü, yokluğun.


Ali Özmen.