14 Aralık 2013 Cumartesi

İLGA



Zapdından muaftım uzun bir dudak deyişinde
Tarih olmaya hak kazanır gibiydi gecelerim
İlgamdın, imgelerime uzanıp denize yol alırdın
Belli ki körfez gibi yitmişti saatlerim sen geç kaldın

O, beni öptüğünden beri geçmişti yaralarım
Ya ar gibi bir kavram endişesine düşmüştük
Ya da sen gibi hiç olmamıştık, olmak gereken yerde
Sahi, karla tanıştım, umutmuş meğer bazı derde

Bir dağ boyu uzanıp durdum, boynuna
Ellerim ki artık silahsızlanma uğruna
Soğuktan bile çaresizce medet ummakta
Cehennem göğsüme işlenen bir oya gibi durmakta

Bazı insanlar var hala kibrit kullanmakta!

Ali Özmen.

23 Kasım 2013 Cumartesi

RAY




Ray

Şehrin tüm ışıklarının kapandığı o malum an
Ruhum hemzemin yorgunluğunu bir ağacı selamlamakta bıraktı
Yazıp silinen her şeyi anlatacak kadar ucuzdu bu yolculuk
Bir dağ gibi tensiz kalıyordu gece
Dingin bir rüzgar saklanırken ardımıza sinsice
Bir revolverin dolu tarafından bakmak istedim

Henüz gelmemiş belki de hiç gelmeyecek bir vakit gibi
Mevsimsiz bir aydınlatma direğine astım mola sancılarımı
İşte belli belirsiz bir şafak!
Uykusuzluğumuz gibi duran bulutlar
Ben annemi çok özledim
Ufka doğru azad edilmiş bileklerim ve eksik bilincim
Kafiyesizliğime uzanıp iki dağ arasında
Seninle uzatamadığım o iki laf arasında
Belki de gecenin tam yarısında
Durdum.

Neden kimsesizdir bu yol boyları diye düşünürken kurduğum
Hikayelerin yolsuzluğuydum ben
Kimdim?

Ve aklımın içindeki sen, biraz daha şimdi ben
Uzaklaştıkça geçecek sandığımız her şeyin imla hatası
Ve bizatihi seninle hiç binemediğimiz o sonsuz tren
Üstelik makinist de ben yolcu da ben
Bulanık jiletler ve eksik bir kompartıman perdesi
Sense şizofren bir kondüktörsün vagonsuzluğuma
Ne Mayıs'ımız kaldı ne de Şubat dargınlığımız
Elimden tutuyor gibisin aynada hadi uyan
Şimdi beni bırak raylara ya da
Artık dilim dönmüyor raylarda ben varım makinist, düdük çal...

Ali Özmen.

10 Kasım 2013 Pazar

Tabuttan Mektup

Ses tonun, cehennemimde son yaprak düşüşü
Özle beni sonbahar ki ormansızım artık
Karanlık bile yeminsiz, faili kör, bir bıçak misali
Çaresiz, bir saksının göğsüne gömmek için ellerimi
Bilhassa fesleğen kokulu düşlerine boşalmak için onun
Kötü adam rollerine öykündüğüm
                                 Aralık'sız beş, bilemedin on Kasım'dı
Öyle zamansızım anlayacağın öyle denizsiz
Diyelim ki bir düşüştü bu ve dönecek yalnız kimsesizliğimiz kalmıştı

Kalmıştı!
Konuşacağımız bir şeyler muhakkak kalmıştı

Ve biz...

Biz olmaktan sıyrılıp düşman kavimlere gönderilen iki peygamber
Biri dilsiz diğeri kör iki tanrı olup çıkmıştık
Dokunsak bir kapı çarpıyordu ardımızdan

Veba nüksetti şehirsizliğimize, şiirsizliğimize değil
Bu demek oluyordu ki dibiydi çektiğimizin, umut
Ve unut!
Yalnızca göz renklerimiz uymamıştı diktirdiğimiz perdelere
Biliyorum hayalsizim ama artık sana bir mektup göndermeliyim

Ben,
O  umutsuzluğun
Yitip giden, sevgilerle

Ali Özmen.


9 Ocak 2013 Çarşamba

Konu Bütünsüzlüğü -II-


-Konu Bütünsüzlüğü II-



Taşları yüzümden sıyırıp, yüzünü, yüzüme oturtmak istiyordum. Bencildim adına, benimsiyordum. Bundan önce kim geçtiyse sol yanımdan hepsi aynıydı. Aşk mıydı bilmiyorum ama aynıydı. Sen farkıydın Dünya’nın. Ben de dün yaptığım gibi, ondan önceki herhangi bir gün yaptığım gibi kafamın içindeki herkesi dışarı çıkardım. Odamda uzun uzun konuştuk. Marla artık beni sevmiyormuş. Clementine bu kalabalığın içinde çok yalnızmış ve Joseph tek dostu olarak gördüğü benden kazık yemiş. Malik kürtaj edilmiş beynimin ücra bir köşesinde öyle dediler. Daha çok konuştuk. Çok daha fazla konuştuk. Sonra senden bahsettim. Sana olan sevgimden bahsettim. Adını sordular, “az önce duydunuz ancak ne önemi var ki” dedim. Siz artık yoksunuz dedim. Bağrıştılar...

Belki de bünyem zayıflar, artık daha çok uyurum. Daha çok ağlarım hatta içtiğimde kusarım. Belki çok canım yanar ama siz yoksunuz. Ben bundan sonra en çok bir kitap yazarım. Tabi ondan sonra…

Kitabı yazarım ve kendi adıma açtırdığım mezara gömerim. Tabi yine ondan sonra, ki yazmam gerekmezse artık ben de bir kitabım. Buna inanıyorum. Tanrının yazdığı milyarlarca kitaptan biri…
Devrik cümlelerim de var, küfür içeren kelimelerim de…

-Bağır ! Şu lanet sesini duymak istiyorum.

Kafama dayadığın şey, beynimi dağıtacak bile olsa, içindeki mermi bir baruttan çok daha fazla anlam yüklü olmalı… Sıkacağın zaman başımdaki kaybolmuşluk çuvalını çıkar ve kırmızıdan arındır bedenimi. Yazamıyorum. Mezarımı açın diye bağırmamı bekleme! Kitap orada olacak. Gülebildiğim kadar güldüm. Şu hatunun göz bebekleri, göz kapaklarının altında çok daha güzel…

Beni bir daha kullanırsan, rock müziği icra edebileceğin tüm aletleri utanmadan içinde kırarım ki, hiç birimiz haklı değildik. Şehre gözlerini kapa, binalar susarsa eğer gözlerine hapsolmuş bir saksı ve yaşamaya çalışan bir çiçek, hiç olmayacak yerde düşecek bu adamın kafasına. Ve sen yine arındır kırmızıdan bedenimi ne kadar komik görünse de…

Yanaklarına çiz yol alabileceğim derinliği, ağla demiyorum. Yağmur yağsa da olur. Ve bu şarkı biterse şu adamın göz kapakları ellerinden önce piç olur. Kulakları desen zaten duymaz… Üzerimdekileri çıkarıp daha çıplak geliyorum. Daha sakin… Ve bana bir yüz seç ki beni anla takarken yalnızlığını. Utanmadan yiten toprağımın, kucağındasın. Ben, acıyorum savaşlara ve savaşlara acıyan bir çocuk daha ağlıyor uykularımda. Burası çok gürültülü…

Konuyu biraz daha dağıtmam gerekirse, konu bütünsüzlüğüne ulaşabilirim. Babam buna sevinmez. Ben daha çok konuşmam ve annemin yemekleri her zaman güzeldir. Konu bütünsüzlüğü olan her şeyi neden seviyorum bilmiyorum ama seviyorum.

Eskisi kadar iyi cümle kuramıyorum ki daha iyi olması gerekirken. Yazmak, hayatımda ilk defa beni yordu. İlk defa nefesimi hissettim yazarken. İlk defa çalan müziğe bu derece takıldım. Üşümekten ziyade ateşimin olduğunu biliyorum. İlk defa yeterince Tanrı’yı hissetmiyorum şakaklarımda. Burnum akarken ne hissediyorum biliyor musun?

-Hiçbir şey.

Ve hapşurduğum zaman, tüm damarlarımdaki kan akışını duyabiliyorum. Sen yanımda değilsen ben bunu kime yazdım bilmiyorum. Ama fark sensin, sevgim de…


-Sus !


Ali Özmen