Şiir Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir Kitabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2020 Cuma

YÜREĞİMDE MARYAM!







Çok büyük bir şeyi ıskalamak gibi
Kökleri gökyüzüne uzayan ağacın gölgesi
Ve yüz yüze kalınca irkilen kadrajın
Kendine hayali masallar umduğu
O şizofren, o sürtünme düzeyi düşük
Kavimler direten çağın uğultusu
Sevgilim, ellerimle ıskalamış olduğumu
Toplumsal baskının arifesinde
Gözlerine isabet edince uyandım
Sözlerin kuşattığı bir adamım artık
Sözleri tutmanın onuruyla yıkılıyorum
Sıvalarım çoktan döküldü
Çatlaklar, kolonlara olan inancını yitirdi
Ve sızıyor içeri göğsüne değen o ışık
İlahi bir sırra vakıf olmuş gibiyim
Mutlu muyum değil miyim?
Bir enkazın ortasında


Iskalamış olduğum;
Ellerinin hayatı dolduran hacmiyle
Bomboş gezegenler arasında
Bir şey bekliyorum sanki
Ama ne?
Bu yolculuğun sonunu mu yoksa
Yoksa ellerinin ellerimi tutup
Çıkaracağını mı suyun yüzüne
Nefes alan, herkesin yüreğiyle tuttuğu
Aklımın buğulu seyriyle sana uzandım
Ey dünyadan ellerime bulaşan
Ruhuma katık gözlerin, yolların merhemi
Kime anlatsam sancıyan hasretini
Cüzdanımda sakladığım fotoğrafın
Ne vakit baksam çocukluğumun bitişi...




Ali Özmen.

22 Ocak 2020 Çarşamba

HOR





Kahrolsun, elde olanların elde kalışı
Yitip giden tufanımla karaya oturdum
Oturdum, manzaranın yolda oluşuna
Bir ihtiyar benden borç para istedi
Düşündüm ve sordum neden hiç aklıma gelmedi
Bunca zaman
Hayatı borcumu öder gibi harcarken
Neden hiç aklıma gelmedi borç istemek bir kimseden
Rabbim beni çatlayacak atlar gibi koştururken
Deparımı onduran ayaklarımı bir ödül bildim
Nallarım yok
Bunu bir kız söyledi bana
Ürkek ve dirayetliydi
İnsanlıktan bahsetmek için çok geç kalmışım
O yüzden aynalardan bahsedeceğim
Çünkü bir aynalar anlatacak bize
Biz olduğumuz fotoğrafları
Tarihin kiracısı insanoğluna
Fosforlu düşler anlatmak değil benim meselem
Çünkü bilmem doğru olandan yapılmış çamuru
Durmadan biriken sular için bir çatlak
Kırılgan bir söz planlanmıştır belki
Ve kapaklar açılır
Akıp giden ardında batık şehirler bırakır
Toprağa dikmek ellerimizi
Mersin dallarıyla bir süre yeşil kalan
Başucumuzda bazen bir kap su
Elde olanları unuttular sanıyoruz
Hayır, bizi onlardan almadılar
Onları bizden alacakları evrak elde değil miydi?
Dikmek yeşertirse eğer bir terzinin ellerini
Kilo kaybı, kemoterapi ve sabahleyin bir saksağan
Kahrolsun,
Elde olanların, elde kalışı...


Ali Özmen.



29 Ekim 2019 Salı

SAMUT




Kış serdi beyaz minderini sessizliğin
İçimde yürürdü kanatları ölümün
Korkardım zaten bir kuş oldu olan
Güç saldırdı, göç yollarını kapatan

Kış geldi kara kömürün bağrıyla
Şehir kustu karbonmonoksit ağzıyla
Ayazda terleten emeğin alnında
Ellerinde hasadı saklayan çocuklara

Kış geldi;

Amansız bir hastalık gibi yayıldı
Evlerden, kasabalardan kesildi şehrin insanı
Sayfiyeler kulakları sağır eden bir suskunlukta
Böyle bir günde Allah mı yoksa kaskatı?

Tutuştu evrak, ellerimi ısıtan bir müjde
Kavuşacaksın diyordu yaşlı adamın ilmiyle
Boynunda koşturduğum at boşunaymış
Yere düştüm ve yükseldi filizler gökyüzüne

İşte diktim kendimi, böyleymiş meğer
Serilen örtünün dantelasına verilmiş değer
-Kış geldi ördü bir duvar- ve toprakta sayıklanan ayıp;
Bilinmez altındakilerin, aklında hala var neler!



Ali Özmen.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

ANKA’NIN YANIŞI



Şimdi çıkıyorum konturpiye aklımdan
Yol gidiyorum akşam oluyor
Akşam oluyor ben hala yol gidiyorum
Yol senin kıvrımlarında, yol beni büklüm büklüm
Yol sen olmanın sağanağında
Uyan titanyum
Ya da daha havalı ekseri başka bir element
Nagazaki uyan!


Kahvaltı etmenin hükmü zamana direniyor tebessüm söyleminde
Ben çok daha gaddar
Ben çok daha sevgili
Vaktin sigarasızlık zemheri
Çocukluk bitti!

Gerilen kaç poligon daha var?
Olmanın mastürbasyonunda
Ah kodes ağlıyor, yapamadıklarımda
Bir şair olmanın verdiği şirk
İlk kez ölmenin kıvamında
Affet!
Sense şiir olmanın sonsuzluğunda
Affet!




Son hür kuşmuş gibi edalanan
Ahuların, bizatihi karışmak istedikleri suçları örten
Adamlara binaen saçlarını kestirmediği
Bir cenneti kim ne yapsın?

Dolunay, dolunay
Saklanmasana!
İgor’u ağlatacak kadar ne yaptın?
Tıynetinden gelen öksüzlüğü ve öksüzlüğünden çıkardığı
Bir harf vardı.
Namluyu sürdüm, toprak kurak
Dönen aklım revolver
Bana ellerini ver
Bana ellerini ver
Hayat belki de her şey bitince güzel
Bana ellerinden bir mevsim yarat
Simya ilminden düşen bir âşık kalsın saçlarının kırıklarında
Ve bakır daha iyi iletsin
Aklımla kalbimin sende ölümsüzleştiğini!

-Günah budur!

Ali Özmen.

24 Temmuz 2015 Cuma

GARDAKİ SON ÜÇ SİGARA





Üç sigaram kaldı gecenin ortasında;
Katolikler uyanın!
Ruhum kilisenin bahçesinde ve ben daim
Müslümanlıktan bahsettim.
Ateşi hortluyorken kaç kişi şiir yazabilir?
Viyana ne demek Bağdat ne demek
El yordamıyla anlamak için bir sigara daha yaktım.
Ağlamak bizi tanrısallaştıran bir acziyet ki
Şirk ne kadar da inmiş sokaklara!
Bir insan olduğum için ilk defa korkuyorum
Kaç maymun, maymun olduğu için korkmuştur
Günün birinde?
Sorular beni hep aynı çıkmaza çıkarsa da babam,
Benim babam, adam.
Ama nedense onun aklında ben hiç adam olamam


Ninova’dan bahsettim bir gün
Ellerim kana kana içiyordum yine sigara
Üstelik bu son sigara,
Baba beni uyarsana
Ciğerlerim Allah rengine kavuşmadan
Biraz daha içme diye bağır bana baba
Sen de üzülüyorsun bende
Neden ayrı ayrı üzülüyoruz?



Artık kimse bir tiren düşlemiyor ki
Kondüktör çocuk aklıma sığmasın!
Biletsiz binilecek tirenler kadar cesur olamadık,
Kalkıp gidelim usulca.
Ellerimi saksılara gömmek istediğim çağı kapattı hüzün
Eksik kalır mı?
Başka bir çağı başlattı hüzün.
Kime nasıl anlatayım çaresizliğimin kıvamını?
İsyan etsem olmuyor,
Kalbime saplanan bir ok kadar sahisin
Etmesem o oku çıkartmak kadar imkânsız yaşamak
Benim küçük aklımda
Şimdi nasıl ağlasın ilmine budanmamış bir nefes
Ve her insan bir nebze peygamberse eğer
Ve bundan haberleri yoksa
Bu mavi gecenin atardamarlarımda işi ne?

“Nereye bu, bileti önceden dağıtılan yolculuk? Aklım sussun şimdi sen söyle.”

Ali Özmen.

19 Temmuz 2015 Pazar

ÇAMAŞIR MAKİNESİNE ATILAN UÇURTMA



Çamaşır makinesiyle göz göze gelmek uzaktan
Koridorun ışıklı yanlarından tutup biraz daha asılmak tütüne
Kapının yaptığı eğimin beyninde yankılanmasıyla susan
Tabiri hiçbir zaman caiz olamamış seni sevmek var
Ölümü anlatmak ölmekten zor geliyor bazı anlar
Ölümü düşlemeyenlerin oturduğu
Sandalyelerin üzerlerinde hep bir ağırlık mı kalır?

Bir şiire yumuşak g ile başlamayı hayal ettik beraber
Uzanmıştık sedyeye ve kanımıza akan serumdan fazlasıydı
Geçiyor işte tüm aksatılmış, bakımsız otel odaları karşımızdan
Yalnız kalmanın gururundan bahsedeceksek tam sırası
 Yoksa hala gelmediğini, gitmemiş olduğuna bağlayacak
Ve onu koşa koşa uçuracak çocuklar var sokağımda

Olmaktan çekindiğimiz ve köpek gibi olduğumuz
En arabesk şiire meze olmamızdan henüz bahsetmedim
Çünkü çok eğreti bir balkon manzarasında geceleri üşümek
Temmuz ayının getirdiği her şeyin hüznüne değer
Unutmak bunu gerektirdiği sürece tren aynı saatte geçer
Bugünlerde ellerini ne kadar sıkı tutarsan o kadar terler

Önce dağlardan düştük, sonra ovalar ve sokaklardan
Salonlarda dolduk gitgide elimizde her şeyin uzaktanı
Kimseye gösteremediğim bir resmin kaldı, sen gelmemekle ne güzel yaptın
Buzdolabı mesela hala ne güzel değil mi mecburuz yanına gitmeye
Bunları düşünerek geçiyordum koridorun ışıklı yanlarından
Ne güzel çamaşır makinesiyle göz göze gelmek uzaktan

Ali Özmen.

18 Temmuz 2015 Cumartesi

HEMZEMİN


Değmedi tenine henüz bir gezegen
Sürünerek çıktığı tüneli anımsadı
Yaralarını sayamıyordu artık, onlardan dahi uzaktı
Oturdu öylece yakamoza aldanmadan
Ve düşerken yazdığı bir şiiri anımsadı
Henüz tutmadığı ellerinden
Bilhassa yasaklı Cumhuriyet şairlerinden
Sidik yarışından usandığı her anın çalımından
Antrenmanda vasatlığımı yüzüme vuran Bulgar hocadan
Dan, dan ve dan
Güzel bir kadından hoşlanır gibi bakıyordu silahlara
Ruhunun kazan dairesinde yaktıklarından anlaşılıyordu bu
Mevsimler gibi o da değişiyordu

Bir sahaf kokusunu sakladı çantasına Orhan Veli’den
Uzandıkça kök salan çimlerine bakakaldı
Bir akşam vakti tüm olup biten onun yüzünden gibiydi
Yüzü öyle karmaşık ve güzel
Yüzü İzmir kadar keyfe keder
Sakladığı tüm ayrıntılarda kaybolacak oldu
Hep bir yere yetişecekmiş telaşı bu yüzden

Değmedi tenine henüz bir gezegen
Elinden geldiği kadarıyla dağlıyordu manzarayı
Bir yangın merdiveni edasıyla mecburdu
Frekansı buluncaya dek kesti bileklerini gökyüzünün
Çokça yağmur yağdı balkonuna hüznünün
Yetiştirdiği tüm saksıların nefretiydin
Sen, muğlak vagonlu rahvan bir tren
Tam dört kırkta düdük çalarak geçtin şehirden
Herkes biliyordu hep vakitsizdin ezelden
Mevsimler gibi değişmiyordun sen

Ali Özmen.