Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2017 Pazar

PERDESİZ



Bütün kitapların manaya burkulan son kelimeleriyle uğurluyorum seni, sayfa çevirmekten daha mekanik ve ardından iş çevirmekten daha nemli çünkü, bunun aşkla ilgisi yok. Bütün bu olup bitenlerin bir manası yoktur belki, alın bakın siz busunuz! Alnımda, bakışlarında ve Rabat'ta bahar artık uzakta. Yan yana olamadığımızın coğrafyası mı olur? İmla ve ilga. Gideceğimden emin olabilirsin ama bugün değil, belki bir vapurla. Anlatacak bir şeyim yok, bunu anlatmak istiyorum. Varım ve yok olmakta varlığım, var olmak böyle bir şey. Artık korkmuyorum, anladım ki cümlelerin cevheri harfler değil.
"Bekleyin, tekrar geldiğimde hakkıyla konuşacağım." diyerek, kaçmadan önce son sözünü söyleyen mağlup bir komutan, bir daha uzun cümleler kurmayacağına yemin etti. Bir kitap olabilecek kadar yaşasaydı eğer bu duygu karmaşasını yenecekti.


-Bekleyin, tekrar geldiğimde hakkıyla konuşacağım.








Ali Özmen.

6 Ağustos 2015 Perşembe

KAYBOLAN UNICORN


Bir yalanı kaç yerinden tutmak gerekir dersin
Ürkmesin içindeki unicorn, kanı yere düşmesin
Zamanın buladası, görgü solungaçlı toprak tenin
Anlamazsın çünkü ben sekiz dakikada Eylül ettim
Bu kez dinle;
Sahici atlar vardı unutulan ve tren yolu boyu uzanan
Harbiden zaman bu, mukayyetnamesiyle; duvarda ve kolumda
Aldandıkça bir kaç parça eşyaya, gurur denilen piç yanımda
Kır aynaları, utanma ve dipsiz kadehleri taşırma
İç çekişli ve içten yanmalı kalbin değilse ana budanan
Kedimizin adını hatırla!

Ali Özmen.

24 Temmuz 2015 Cuma

KUYUYA TANIK




Ücra bir karanlığın raksından arda kalan gölge lekesi
Hiç olmayacak bir devrimden bahsetmek kadar kararlı
Durulan sulardan birden çıkagelen Marla’nın sesi
Yine o saksı bitkisi ve işkence antolojisi kadar sabırlı

Ruhuma öykünmüş olmalı Şebinkarahisar’ın yolları
Kestirme bir yol arıyor soğuktan çatlamış dudaklarım
Fütursuz bir köy kahvesindeki dinmez ciğer ağrılarım
Yaratıcı mükemmel resmetmiş Karadeniz’deki tabloları

Olup bitenin dinginliğinde sarmalanan bir mide bulantısı
Anımsattı bana palazlanan eve dönme isteğimi
Uyandığımda, bir otel odası ve üzerimde yalnızca Marla’nın gidişi
Unutamam bir park var ki dünyadaki tüm parkların yarısı

Herhangi bir yazın sonu gibi gelir bu fayrap sancı
Balkonda sigara içişiniz gelir aklına, ölümün o güzel rahvanlığında
Sen, ömrümde acıtılan tek yanlış kamera açısı
Şehrin uykusunu bölen, hayatın ilahi kayganlığında

Ali Özmen.
 

19 Temmuz 2015 Pazar

ÇAMAŞIR MAKİNESİNE ATILAN UÇURTMA



Çamaşır makinesiyle göz göze gelmek uzaktan
Koridorun ışıklı yanlarından tutup biraz daha asılmak tütüne
Kapının yaptığı eğimin beyninde yankılanmasıyla susan
Tabiri hiçbir zaman caiz olamamış seni sevmek var
Ölümü anlatmak ölmekten zor geliyor bazı anlar
Ölümü düşlemeyenlerin oturduğu
Sandalyelerin üzerlerinde hep bir ağırlık mı kalır?

Bir şiire yumuşak g ile başlamayı hayal ettik beraber
Uzanmıştık sedyeye ve kanımıza akan serumdan fazlasıydı
Geçiyor işte tüm aksatılmış, bakımsız otel odaları karşımızdan
Yalnız kalmanın gururundan bahsedeceksek tam sırası
 Yoksa hala gelmediğini, gitmemiş olduğuna bağlayacak
Ve onu koşa koşa uçuracak çocuklar var sokağımda

Olmaktan çekindiğimiz ve köpek gibi olduğumuz
En arabesk şiire meze olmamızdan henüz bahsetmedim
Çünkü çok eğreti bir balkon manzarasında geceleri üşümek
Temmuz ayının getirdiği her şeyin hüznüne değer
Unutmak bunu gerektirdiği sürece tren aynı saatte geçer
Bugünlerde ellerini ne kadar sıkı tutarsan o kadar terler

Önce dağlardan düştük, sonra ovalar ve sokaklardan
Salonlarda dolduk gitgide elimizde her şeyin uzaktanı
Kimseye gösteremediğim bir resmin kaldı, sen gelmemekle ne güzel yaptın
Buzdolabı mesela hala ne güzel değil mi mecburuz yanına gitmeye
Bunları düşünerek geçiyordum koridorun ışıklı yanlarından
Ne güzel çamaşır makinesiyle göz göze gelmek uzaktan

Ali Özmen.

18 Temmuz 2015 Cumartesi

HEMZEMİN


Değmedi tenine henüz bir gezegen
Sürünerek çıktığı tüneli anımsadı
Yaralarını sayamıyordu artık, onlardan dahi uzaktı
Oturdu öylece yakamoza aldanmadan
Ve düşerken yazdığı bir şiiri anımsadı
Henüz tutmadığı ellerinden
Bilhassa yasaklı Cumhuriyet şairlerinden
Sidik yarışından usandığı her anın çalımından
Antrenmanda vasatlığımı yüzüme vuran Bulgar hocadan
Dan, dan ve dan
Güzel bir kadından hoşlanır gibi bakıyordu silahlara
Ruhunun kazan dairesinde yaktıklarından anlaşılıyordu bu
Mevsimler gibi o da değişiyordu

Bir sahaf kokusunu sakladı çantasına Orhan Veli’den
Uzandıkça kök salan çimlerine bakakaldı
Bir akşam vakti tüm olup biten onun yüzünden gibiydi
Yüzü öyle karmaşık ve güzel
Yüzü İzmir kadar keyfe keder
Sakladığı tüm ayrıntılarda kaybolacak oldu
Hep bir yere yetişecekmiş telaşı bu yüzden

Değmedi tenine henüz bir gezegen
Elinden geldiği kadarıyla dağlıyordu manzarayı
Bir yangın merdiveni edasıyla mecburdu
Frekansı buluncaya dek kesti bileklerini gökyüzünün
Çokça yağmur yağdı balkonuna hüznünün
Yetiştirdiği tüm saksıların nefretiydin
Sen, muğlak vagonlu rahvan bir tren
Tam dört kırkta düdük çalarak geçtin şehirden
Herkes biliyordu hep vakitsizdin ezelden
Mevsimler gibi değişmiyordun sen

Ali Özmen.