Mevali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mevali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2021 Cumartesi

MAĞMUM

 



 
Bir şey oldu, borçlar bitti birden
İyi bilindi tüm olan biten
İnşaatlar durdu, yangınlar dindi
Sokak hayvanlarına kimse zarar vermedi
Flamingolar mesela öyle hemen ölmedi
Her şeyden habersiz bir şair indi şehre
Taşralı hallerini kim görse tanırdı
Sahi, bilinen şehirlerden uzakta
Yaşanmamış mıydı tüm bu delilik?
Hepsi geçti.
Kazalar, korkular ve ağaç gölgeleri
Bir bakış kaldı geriye, bir an
Gitmek nedir dense bir cevaptı
Kavuşmak gibiydi de
Durmadı koşturdu
Vay, ne delişmen bir sarmaşık ellerimizde
Vay nasıl koşturduk biz bunca sene
Susarken araya giren yıllar uzaktan
Seninle yeniden buluşmanın usulsüzlüğü üzerine
Nasıl anlatacağız olup biteni
Olup biten nedir ki?
 
Ali Özmen.


TARİZ DERGİ 4. SAYI'DA YAYIMLANMIŞTIR.

NE O, NEON!

  




Neon gazlarını eskiten bir ara sokak vardı
Üstelik ben de sikliyordum insanları, Beckett geç kalmıştı
Soğuk ne kadar özlenirse o kadar yazdım olanları aklıma
Sonranın tiksinti verdiği bir ana eğilip ama koydum
-Ama.
İnanmazsın bir zaman;
Kudüslen bir bildim sevdayı delindi böğrüm
Kuş kanattı, kanatlandıkça sonradan irkildim
Yakarca sen hiç otobüs bekledin mi ömründe?
Kristal sana ne anlatır yağmurlu bir günde?
-Ben çok bekledim.
 
Yılkı nüktedan bir dirayetle bozkıra geçen
Alargada pas tutan bir söylemdin âh ki sen
Herkesin bildiği kimsenin kutsal bir kitapta aramadığı
Eksik bir evrak gibi saplandım vakte ve sana
Durmadan davrandım, tutukluk yaptı yol
Paraşütsüz atlayınca, kaldırımdan inmek kolay geliyor
 
Uyan İgor, seni anlamaya geldim
Bahçende ne garip isimde köpekler var
Sakın sen anlatıp durma
Olanları kafaya takmayacak kadar sarhoş ol
Bazen bir fotoğrafın yokluğu dahi aynadan taşıyor
 
Bense kaybettim,
Yoldan çıkmanın saksı tavırlarıyla,
Tutkal gibi elde edilmenin karmaşıklığı
Hudut, aklımda bir tebessüm ve seyrek
Kafam allak bullak;
Bir tufanın gururu kırılmış göçmen kuşların geç kalışında
Aynı anda gagalarında zeytin dalı ve bir diğer uçta
Kırk şilin için iç geçirmiş bir dilek çeşmesinde kurna
Ne yapmalı da güldürsün yüzümüzü hasat, kalktığında?
Beklemeli mi Endülüslü tüccarı?
Çırpındıkça içine çeken; hayat sanki bataklık, insan kılığında
Endülüs’ten kalkıp gelen kim varsa başka diyara
Sofrayı toplasın, artık yeter
Neon gazlarını eskiten bir ara sokak vardı
Duvarda asılı olan yeşil
Yağmur altında parlayan ’Çıkış’ yazısının
Hayatıma muhakkak bir mesajı vardı.
 
 
Ali Özmen.


2015 yılında yazdığım bir şiirdir, revize edilmiştir.

KHARON DERGİ 2. SAYI'DA YAYIMLANMIŞTIR.

31 Ocak 2020 Cuma

YÜREĞİMDE MARYAM!







Çok büyük bir şeyi ıskalamak gibi
Kökleri gökyüzüne uzayan ağacın gölgesi
Ve yüz yüze kalınca irkilen kadrajın
Kendine hayali masallar umduğu
O şizofren, o sürtünme düzeyi düşük
Kavimler direten çağın uğultusu
Sevgilim, ellerimle ıskalamış olduğumu
Toplumsal baskının arifesinde
Gözlerine isabet edince uyandım
Sözlerin kuşattığı bir adamım artık
Sözleri tutmanın onuruyla yıkılıyorum
Sıvalarım çoktan döküldü
Çatlaklar, kolonlara olan inancını yitirdi
Ve sızıyor içeri göğsüne değen o ışık
İlahi bir sırra vakıf olmuş gibiyim
Mutlu muyum değil miyim?
Bir enkazın ortasında


Iskalamış olduğum;
Ellerinin hayatı dolduran hacmiyle
Bomboş gezegenler arasında
Bir şey bekliyorum sanki
Ama ne?
Bu yolculuğun sonunu mu yoksa
Yoksa ellerinin ellerimi tutup
Çıkaracağını mı suyun yüzüne
Nefes alan, herkesin yüreğiyle tuttuğu
Aklımın buğulu seyriyle sana uzandım
Ey dünyadan ellerime bulaşan
Ruhuma katık gözlerin, yolların merhemi
Kime anlatsam sancıyan hasretini
Cüzdanımda sakladığım fotoğrafın
Ne vakit baksam çocukluğumun bitişi...




Ali Özmen.

29 Ekim 2019 Salı

SAMUT




Kış serdi beyaz minderini sessizliğin
İçimde yürürdü kanatları ölümün
Korkardım zaten bir kuş oldu olan
Güç saldırdı, göç yollarını kapatan

Kış geldi kara kömürün bağrıyla
Şehir kustu karbonmonoksit ağzıyla
Ayazda terleten emeğin alnında
Ellerinde hasadı saklayan çocuklara

Kış geldi;

Amansız bir hastalık gibi yayıldı
Evlerden, kasabalardan kesildi şehrin insanı
Sayfiyeler kulakları sağır eden bir suskunlukta
Böyle bir günde Allah mı yoksa kaskatı?

Tutuştu evrak, ellerimi ısıtan bir müjde
Kavuşacaksın diyordu yaşlı adamın ilmiyle
Boynunda koşturduğum at boşunaymış
Yere düştüm ve yükseldi filizler gökyüzüne

İşte diktim kendimi, böyleymiş meğer
Serilen örtünün dantelasına verilmiş değer
-Kış geldi ördü bir duvar- ve toprakta sayıklanan ayıp;
Bilinmez altındakilerin, aklında hala var neler!



Ali Özmen.

31 Ekim 2017 Salı

BAB-I ESRAR





Karanlık odanın dibindeki gri sis
Kendi çabasıyla sönen bir sigaranın
Kim bilir, içindeki tütünün belki topraktır umudu
Çevrilen bir numara, bir otobüs, bir düşüş
Senden haber alamayışımdaki tensiz trip
Bukowski'nin bir kadının güzel ellerinde hissettiği
Çocukluğu,
Aynı masala şehrim yetmiyor, devrim uzak
Eğrilen kokun; soğuk duvar sırtımı okşayan
Ruhumdan aşağı inen bir patika
Bab-ı esrar, şekeri düşüren bir bilmeceden
Daha fazla
Haddini aşan bir sümbül sesi
Bir pencere bayramında!






Ali Özmen.



Mahsun'a


"7 Nisan 2014'te yazılıp, yayınlanmayanlar arasındadır."

15 Ekim 2017 Pazar

LETHE




Yolu, bir su birikintisiyle dişleri olmayan bir adamdan
dinledim,
Ayakkabılarım çamur!
"Sırtımdan vurulduğum kadar varmış" dedim olan bitene
Bu bakışınla bir şehri daha geride bırakırdın
Yine bir çatışmanın ortasında seninle ben vardım
Kadraj ağır gelir ruhumdaki sonbahara
Tam anlatamayacağım
Sen yoktun aslında ben vardım
Bir zamanlar seninle birlikte olduğum kadar vardım
Benim olduğum yerde varlığından emin olduğum bir rüzgar esti
Sen yani, stabil sert bir rüzgar ve kollarım
Rüzgara karşı kollarımı açtım ve durdum
Sarılmak istedim sana, rüzgar çok sertti
Hep birlikle gidelim dediğin yerlerdeydim bir zaman
Gülüp eğlendiğin, gülüp eğlenmedim
Uyanmışsın sanki sirkteki komik aynalara
Bu her zaman olacak çünkü
Ulaşmaya çalışan yorulur, Lethe Irmağına

Mutluyken yanakların Kosmos, ölü ya da diri
Bir ucundan bir uca sinen ve içime sinen
Rüzgara karşı dur bir gün, bir gün daha dur
Anlatacağım ne çok şey var sana, susacağım
Susacağım ne çok şey var sana, ağlatmak istemem
Kril alfabesiyle üşüyordum
İki kumru ölmüş karşı apartman boşluğunda
Kayda değer tek şey Macit'ti ve intihar etmişti
Şiir kadının boynunda bitmek istiyordu
Coğrafya buna yetmiyordu.
Herkes önce bi düzgün üzülse keşke
Çünkü otelde artık hiç yer yok!
Beni o ırmağın başında bekle.

Ali Özmen.



6 Ağustos 2015 Perşembe

KAYBOLAN UNICORN


Bir yalanı kaç yerinden tutmak gerekir dersin
Ürkmesin içindeki unicorn, kanı yere düşmesin
Zamanın buladası, görgü solungaçlı toprak tenin
Anlamazsın çünkü ben sekiz dakikada Eylül ettim
Bu kez dinle;
Sahici atlar vardı unutulan ve tren yolu boyu uzanan
Harbiden zaman bu, mukayyetnamesiyle; duvarda ve kolumda
Aldandıkça bir kaç parça eşyaya, gurur denilen piç yanımda
Kır aynaları, utanma ve dipsiz kadehleri taşırma
İç çekişli ve içten yanmalı kalbin değilse ana budanan
Kedimizin adını hatırla!

Ali Özmen.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

NEON


Neon gazlarını eskiten ara sokakta bir ardı
Üstelik ben de sikliyordum insanları Beckett geç kalmıştı
Soğuk ne kadar özlenirse o kadar yazdım olanları aklıma
Ben bir budalanın sarhoşluğunda koşturdum
Sonranın tiksinti verdiği bir ana eğilip ama koydum
Ama.
Kudüslen bir bildim sevdayı delindi böğrüm
Kuş kanattı kanatlandıkça sonradan irkildim
Yakarca sen hiç otobüs bekledin mi ömründe?
Kristal sana ne anlatır yağmurlu bir günde?
Ben çok bekledim.

Yılkı nüktedan bir dirayetle bozkıra geçen
Alargada pas tutan bir söylemdin âh ki sen
Herkesin bildiği kimsenin kutsal bir kitapta aramadığı
Eksik bir evrak gibi saplandım vakte ve sana
Durmadan davrandım, tutukluk yaptı yol
Paraşütsüz atlayınca, kaldırımdan inmek kolay geliyor

Uyan İgor, seni anlamaya geldim
Bahçende ne garip isimde köpekler var
Algını vergiye bağlatmanı sana madem kimse söylemedi
Olanları kafaya takmayacak kadar sarhoş ol
Bazen aynadan taşanlar bile onlar biraz
Bazı kadınlarla da reçetesiz birlikte olma ya da ol




Sabaha çok yakındı ve serildi ezan, utanmasam
Âh utanmasam ağlayacaktım Rabbim
Ben sizi hissedince biraz ağlak olurum
Üstelik sigara da içemem siz varken aklımda
 Çocukluk ne kadar temiz bir kelime

Bense kaybettim, kanıma girenin rahvanlığında
Tutkal gibi elde edilmenin karmaşıklığı
Ve seviştiğim bazı kadınların plastikleşen tavırları
Saat altı ve hava karardı
Geri kalan her şey biraz sabırdı.

Ali Özmen.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

ANTRAKT

Sanki hep o unuttuğum dizeyi hatırlamak için yaşıyorum
Dünya tersine dönüyor ben kadraja girmeye çalıştıkça
Şehirden söktüğüm ciğerlerimi babama eklemek istiyorum
Beyazıt-ı Bestami’yi özlüyor oluyorum memleketimden uzakta
Ne hikmetse, karşıma birkaç sahabe çıkacak gibi oluyor
Bir kavşağın ortasında sigara içiyorum ve blues dinliyorum
Korkuyor oluyorum ekledikçe fayrap kaybedişlerimi
Bileğimdeki bene ve anneme, en çok anneme
Bu daha hiçbir şey, her şeyse çok güzel olacak demek istiyorum
Üstelik neredeyse her şey olup bitmişken, inanacak oluyorum

Sevgilim, ağzım bozuk bir yol çalışması ve taşeron firma çok umarsız
Aksattıkça ruhumun engebeli arazisini, dağ oluyor
Ve dağ genelde üzüyor, böylece sortiler alnından vuruluyor
Aklımda, ilkokulda unuttuğum bir mukavva duruyor
Hep yanlış kestiğim, taş sayfalar sana kanıyor
Belki bilmezsin mevzilerden ve mavzerlerden bahsetmek
Seninle oturup çay içtiğim çekyata ihanet etmek demek
Çünkü Aramice öğrenme isteğim çok zamansız

Halıya basmanın verdiği yersiz haz doğuyor pencereme
Ara sıra balkon yıkıyorum, artık pazarlarda kuş satmıyorlar
Bir kafesimin olmaması sence de çok güzel değil mi?
Kıvrımlarından viraja meyleden keskin siyah sol zapt
Antraktta üzeri dantel örtülü sürahinin sabrı taş
Ve bu yüzden kam ağacından bir taht,
Korkuyorum
Kanım kırık, mesafenin eğiminden
Hep bir planın var oysa, halatı saklarsan çekmecende
Uzun renkli ve önü küt kesilmiş bir akşamsefası, küllüğümde
Bir çiçek kopartmaktan bahsediyorsun, çekyatım işlevinden korkuyor
Bahsetmiştim,
Alttan aldığım derslerin maliyetine sığmıyor bir ayda içtiğim sigara
Üzülüyor oluyorum, tren sekse penceremden,
Kondüktör demekten hep bir haz duyuyorum.

Ali Özmen.