17 Mart 2012 Cumartesi

Sus biraz, gece uyuyor!




Eksildiğin yerden başa sardım hayallerimi. Sen geceye düş'tün. Bulutların üstünde biraz vardın. Mavi geceye günaydın. Birazdan ağlamaya başlarsın, seni tanıyorum. En az yıldızlar kadar. Ay nabzına bakar ve korkar. O çok sevdiğin bulutların arkasında mahcup bir çocuk olur yön tayinim. Bilirsin, pusula kullanmam sensiz gecelerde. Benimleysen de ihtiyacım yoktur. Eninde sonunda bulurum ben, ölümü. Yeter artık ağlama, ölümden de bu kadar korkma. Kırık baharları hatırla, üzerine bastığın tüm çiçekleri ve hatta karıncaların ayak seslerini hatırla mümkünse. Hani beraber duyabilmiştik onları. Sen yokken Tanrı, elindeki kıyameti ucundan yakıyor olmalı. Tam tutuşacakken benliğim, üfleyip söndürüyor. Sanırım pastel renklerimin kaybolmasından da sen sorumlusun. Gözyaşların yüzünü hüzne boyuyor. Söylesene;

Hangi sulu boya markasının reklam yüzüsün?



A- Onu ağlatmayı çok mu seviyorsun?
B- Onu sevdiğimden biraz daha az.
A- O zaman sus biraz, gece uyuyor! Sen de ona uysan iyi edersin.
B- Neden?
A- Bu saatte buralarda kimseyi bulamazsın. Buna sen de dâhilsin.
B- (Silahı karşısındakinin başına dayayarak.) Sen susmaya ne dersin?
A- Tek şahidimiz gece, Rus ruletine ne dersin?
B- Uyanmasın?
A- Kim?
B- Gece.
A- Sence gece uyuyabilir mi?
B- Bana öyle söyledin, yalan mıydı?
A- Yeter artık, sen kimsin?
B- Geceme hoş geldin.

(Bir el revolver ve barut kokusu. Tıpkı bir anne sesi ve ardındaki günaydın gibi)



Ali Özmen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder